[Kayıt ol]   [Şifremi unuttum!
Kullanıcı adım:   Parolam:  
 

Tüm cep telefonu fırsatları için tıklayın !

Yazar Mesaj   #15437  25-08-2009 12:24 GMT+2 saat  

moonlight


Admin


Tecrübe Puanı.: 96%
Ruh Hali: Neşeli
Mesaj 4214
Şehir: istanbul
Ülke:
Meslek: gecelerin adamı :))
Yaş: 26
Facebook'ta Paylaş
18. yy.Divan Şairleri hakkında ansiklopedik bilgi kaçıncı yüzyılda yaşamıştır
Enderunlu Fâzılmevlana kaçıncı yüzyılda yaşamıştır

Akka'da doğmuş, İstanbul'a getirilerek enderunda yetiştirilmiştir. Asıl adı Hüseyin'dir. Saray okulu olan enderunda çok iyi bir öğrenim görerek yetişen Fâzıl, zevk ve eğlenceye aşırı düşkünlüğü, çapkınlığı yü¬zünden bir süre sonra saraydan çıkarılmıştır. Bundan sonra kendini kapıp koyuveren şair 12 yıl kadar derbeder bir hayat yaşamış, sonunda bu du¬rumunu anlatan kasideleriyle dönemin padişahı III. Selim'in dikkatini çekmeyi başarmış ve kendisine Rodos'taki vakıfların idaresiyle ilgili bir görev verilmiştir. Ardından görevli olarak Halep ve Erzurum'da bulunmuştur. Şiirlerinde hemen daima kendi hayatını anlatan şair, Erzurum ve çevresinde başından geçenleri iki kasidesinde dile getirmiştir. Ömrünün daha sonraki günlerini de sıkıntılı ve maceralı geçiren Fâzıl, 1810 yılında İstanbul'da ölmüştür.

Bu düzensiz, sıkıntılı ve maceralı hayatına rağmen Fâzıl, Divan şiirinin bol eser veren şairlerindendir. Oldukça hacimli divanının yanında edebiyatımızda asıl iz bırakan eserleri mesnevileridir.

Enderunlu Fâzıl'ın edebi kişiliğinin önemli yanlarından biri, hemen bütün eserlerinde çevrede gördüklerini ve yaşadıklarını anlatmış olmasıdır. 18. yüzyılda Nâbî, Nedîm ve Galip etki¬si altında kalan ancak, onlar gibi varlık gösteremeyen şairlerin bazıları yaşanılan hayata ve topluma yönelik edebî geleneği izleme yoluna gitmişlerdir. Fakat bunlar, özellikle Nedîm ve Sabit gibi ustalarla başarılı bir biçimde hayata ve çevreye yönelen edebi geleneği bozarak, dili sade, anlaşılır ancak, sıradan ve laubali şiir örnekleri vermişlerdir. Fâzıl bunlardan biridir. Onun, Divan şiiri teknik ve estetiğine bağlı kalarak şiirde mahallîleşme yolunu izlediği hemen bütün şiirlerinde açıkça görülür. Ancak, gerek anlatım, gerekse muhteva bakımından söz konusu bu şiirlerinde zevk düşkünlüğünü yansıtan laubalilik ve basitlik göze çarpar. Kısacası o, mahallîleşme akımının başarısız bir izleyicisidir. Fâzıl'dan sonra kısa bir süre daha devam eden bu zevk düşkünlüğü klasisizme dönüş şeklinde bir tepki hareketi doğurarak sona erer. Fâzıl'ın edebi bakımdan en olgun eserinin Dîvân'ı olduğu söylenebilir.
Eserleri: Dîvân, Defter-i ‘Aşk, Hûbân-nâme, Zenân-nâme, Çengi-nâme


Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.



Fıtnat

Râgıb, Haşmet ve Fıtnat üçlüsünün üçüncü şairi Fıtnat Hanım'dır. Dönemin ünlü âlimlerinden Şeyhülislâm Esat Efendi'nin kızıdır. Nüktedan ve hazırcevaptır. Arapça ve Farsçayı iyi bilen bir şairdir. Şiirleri kadın şair olarak farklılık göstermez, geleneğe sadık kalmıştır.

Eseri: Dîvân.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.



Haşmet

İstanbul'da doğmuş, Râgıp Paşa'nın yakınlığını kazanarak onun tarafından korunmuştur. Nâbî tarzında yazmış olmakla birlikte Nedim'den etkilendiği şiirleri de vardır. Haşmet hiciv ve hezl yani taşlama ve alay yollu yazdığı şiirlerle ün kazanmış bir sanatçıdır. Koca Râgıp Paşa ve Fıtnat Hanım'a yazdığı latifeleri ünlüdür

Eserleri: Dîvân, Kaside-i Bürde Şerhi, Sûr-nâme, Kaside-i Münferice Şerhi, Hâb-nâme, Şehâdet-nâme, Senedü'ş-Şu'arâ

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.


Koca Ragıb Paşa

Koca Râgıb Paşa 1699'da İstanbul'da doğmuştur. Babası Defterhane katiplerindendir. İyi bir medrese eğitimi görmüştür. Bilgin ve şair yaratılışlıdır. Medrese tahsilini bitirdikten sonra babası gibi defterhane katibi olmuştur. Derece derece ilerlemiş, İstanbul'da ve taşrada çeşitli görevler aldıktan sonra sadrazamlığa kadar yükselmiştir. Sanatçı III. Osman ve III. Mustafa dönemlerinde yaşamıştır. Özellikle III. Mustafa ile iyi ilişkileri vardır. III. Mustafa'nın kız kardeşiyle evlenmiştir. 1763'te ölmüştür.

Râgıp Paşa, başarılı bir devlet adamı ve devrinin önde gelen bilgin kişilerinden olmasının yanı sıra, Nedîm ve Şeyh Gâlib’den sonra 18. yüzyılın en önde gelen şairidir. Bilim çalışmalarını desteklemiş ve kütüphane kurdurmuş olması, hattatlığı, kitaba, okumaya düşkünlüğü onun kültür adamı olduğunun göstergesidir. 18. yüzyılda Nâbî'nin açmış olduğu hikemi şiir tarzını devam ettiren en önemli şairdir. Nâbî yolunda yürümekle birlikte kendine özgü bîr üslûp yaratabilmiştir. Şiirleri didaktik ve ahlâkî içeriklidir. Eserleri lirik edalı değildir. Halk arasında Râgıp Paşa’nın ününü sağlayan mısra-ı berceste örneği olan dizeleridir. Bu dizeler halk arasında atasözleri gibi dilden dile dolaşmıştır.

Eserleri: Dîvân, Münşeât, Tahkîk ve Tevfîk, Aruz Risâlesi, Mecmua-i Ragıb, Sefînetü’r-Râgıb.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.


Kâmî

Edirnelidir. Edirneli Efendi ya da Kâmî Efendi diye tanınır. Döneminde oldukça şöhret bulmuş hattâ Nâbî'den sonra döneminin en büyük şairi olarak bilinmiştir. Kaynaklar iyi bir öğrenim gördüğünü, İstanbul'a gelerek orada müderris olduğunu kaydederler. Babası tarikat şeyhlerinden olduğu için tasavvufa yakınlığı ve ilgisi vardır. Kâmî'nin nükte ve hiciv yanının olduğu kaynakların verdiği bilgiler arasındadır.

Eserleri: Dîvân, Tuhfetü'l-Vüzerâ, Fîruz-nâme, Âsaf-nâme.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.



Nahîfî

18. yüzyılın birinci yarısında yaşamış olan Nahîfî'nin asıl adı Süleyman'dır. İstanbul'da doğmuştur. İyi bir eğitim gören Nahîfî, Mevlevî tarikatına girmiş, memuriyeti gereği Osmanlı ülkesinin pek çok yerini görmüştür. İbrahim Paşa'nın tercüme komisyonunda da yer alarak önemli bir tarihi eser olan Habîbü's-Siyer'i Farsçadan tercüme etmiştir. Nahîfî, şairliğinin yanı sıra âlimliği ve hattatlığı ile de ün kazanmıştır.

Eserleri: Mesnevî Çevirisi, Mevlid, Mirâciyye, Hicret-nâme.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.





Nedim

Asıl adı Ahmed olan Nedîm’in doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir ancak 1681’de doğduğu tahmin edilmektedir. İstabulludur; Beşiktaş’a yakın Tekerlek Mustafa Çelebi Mahallesi’nde evi vardır, Ümmügülsüm Hanım ile evlidir. Annesi Saliha Hatun tarafından soyu Fatih Sultan Mehmed dönemine kadar ulaşmaktadır. Babası kadılıklarda bulunmuş Mehmed Efendi, dedesi Sultan İbrahim devri (1640-1648) kazaskerlerinden Merzifonlu Muslihüddin Efendi’dir.

Ahmed Nedîm kültürlü bir aileden gelmiştir. İyi bir öğrenim görmüş, döneminin klasik ilimlerini Arapça ve Farsçayı bu dillerde şiir yazacak iyi öğrenmiştir. Tahsilini bitirdikten sonra hariç medresesi müderrisliğini elde etmiştir.

Lâle Devri olarak anılan kültür, sanat, eğlence hayatının ve imar faaliyetlerinin zirveye ulaştığı dönemin başlangıcıdır. Damat İbrahim Paşa’nın hemen her faaliyeti Nedim’in dikkatini çekmektedir. Şair kıta ve kasideler sunarak hamisine bağlılığını açıklamaktadır. Nedim, Damat İbrahim Paşa’nın oluşturduğu tercüme heyetlerinde yer alır.

Tahsil hayatının bitmesiyle hariç medresesi müderrisliğine tayin edilen Nedim, daha sonra Mahmud Paşa Mahkemesi naipliğine getirilir. Müderrislikte çok çabuk ilerler. Molla Kırımî Medresesi’nde, Nişancı Paşa-yı Atik Medresesi Müderrisliği’ne yükselir. 1730’da Sekban Ali Paşa Medresesi müderrisi iken Patrona Halil İsyanı çıkar.

İsyan sırasında Nedim’in akıbetinin ne olduğu hususunda değişik bilgiler vardır. Güvenilir biyografi müelliflerinden Müstakim-zâde Süleyman Sadedin, Nedim’in isyan sırasında korkudan evinin damından düşerek olduğunu söylemektedir. Şairin terekesine dair hüccet 15 Rebiülahir 1143/28 Ekim 1730 tarihinde düzenlendiğine göre, şair bu tarihten ölmüştür. Kabri Üsküdar’da Selimiye civarındaki Miskinler Mezarlığı’ndadır. Bir zamanlar mezar şahidesinde kendisine ait
Ey Nedîm ey bülbül-i şeydâ niçün hâmûşsun
Sende evvel çok nevâlar güft ü gûlar var idi
Mısraları yer alırmış.


Neş\'et

18. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış ünlü Mevlevî şairlerindendir. Koca Râgıp Paşa ile Şeyh Galip arasında yaşamıştır. Mürettep bir Dîvân'ı olan Neşet'in edebiyattaki önemi daha çok genç şairleri yetiştirmesinden kaynaklanır. Vasat bir şair olmasına karşın, iyi bir ustadır. Şeyh Galip de Hoca Neş'et Efendi'den ders almıştır. Ayrıca dönemin genç şairlerine mahlas vermekle de tanınmıştır. Mevlânâ'dan etkilenen Neş'et daha çok Nâbî tarzında şiirler yazmıştır.

Eserleri: Dîvân, Tufân-ı Ma’rifet, Terceme-i Şerh-i Dü Beyt-i Molla Câmî.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.



Seyyid Vehbî

Seyyid Vehbî'nin asıl adı Hüseyin'dir. Vehbî mahlasını almış ancak bu mahlastan önce Hüsâmî mahlasını kullanmıştır. İstanbul'da doğmuş, iyi bir medrese öğrenimi görmüş, müderrislik ve kadılık yapmıştır. Padişah III. Ahmed ve Damat İbrahim Paşa döneminin önemli şairlerindendir. Hatta kaynaklar İbrahim Paşa'nın kurduğu Tercüme Komisyonunda Seyyid Vehbî'nin de bulunduğunu yazarlar. Bu komisyondayken Vehbî, Arapça olan Aynî Tarihî’nden çeviri yapmıştır. Vehbî, III. Ahmed'den sonra padişah olan 1. Mahmud zamanında da iki yıl yaşamıştır. Şairin Nedim'le dostluğu olduğu ve Nedîm'in adına yazdığı bir kasidesinin varlığı biliniyor. Vehbî kasidede Nef’î, gazelde ise Nâbî'nin etkisinde kalmıştır. Dîvân içerisinde çok sayıda manzum tarih bulunmaktadır. Bu tarihlerde dönemin yapılarıyla ilgili bilgi verildiğini ve Lâle Devri'ne ait olayların anlatıldığını biliyoruz.

Eserleri: Dîvân, Sûr-nâme, Sulhiyye, Hadîs-i Erba’în Tercümesi, 17. yüzyıl şairi Kafzâde Fâizî'nin Leylâ vü Mecnûn adlı mesnevisini tamamladığı Salim Tezkiresinde belirtilmiş olmakla birlikte eser günümüze kadar ele geçmemiştir.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.



Sâmî (Arpaemini-zâde)

III. Ahmed ve I. Mahmud dönemlerinde yaşamıştır. İyi bir öğrenim gördükten sonra Divan-ı Hümayun'da katiplik yapmış, vakanüvis olmuştur. Sâmî, şairliğinin yanı sıra tarihçiliği ve hattatlığı da olan bir sanatçıdır. İyi bir şair olarak tanındığı, şiirlerinde tasavvufa da yer verdiği belirtilmektedir. Sâmî'nin divanında da Nedîm ve Vehbî divanlarında olduğu gibi Lâle Devri'nin özelliklerini bulmak mümkündür. Sâmî, nazireciliği ile de tanınmış bir şairdir. Gerek devrinde gerekse devrinden önceki şairlere oldukça çok nazire yazmıştır. Şiirlerinde Nedîm ve Nâbînin etkisi görülür. Lâle Devri şairlerinden çoğunun Sâmî'ye nazireler yazdığı da sanatçıyla ilgili bilinenler arasındadır.

Eserleri: Dîvân, Tarih-i Vekâyî.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.



Sünbülzade Vehbî

18. yüzyılın ikinci yarısında yaşamıştır. Nedîm tarzında yazmakla birlikte onun kadar taklitte başarılı olamamıştır. Vehbî, şiirde daha çok şekle önem vermiştir. Şiirleri lirizm yönünden güçlü değildir. Açık, ancak kuru bir anlatımı vardır. Şiirlerinde, Sabit gibi yerel konulara yer vermiş, günlük hayatla ilgili daha doğrusu günlük hayatta kullanılan atasözleri ve deyimleri kullanmıştır. Şiirleri, çağın toplumsal yapısını yansıtması bakımından önem taşırlar.

Eserleri: Dîvân, Lutfiyye, Tuhfe (Farsça-Türkçe manzum sözlük), Nuhbe (Arapça-Türkçe manzum sözlük).

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.



İsmail Beliğ

Bursa'da doğmuştur. 18. yüzyılın ilk yansında yaşamıştır. Lâle Devri sanatçılarındandır. Manzum, mensur eserleri olan İsmail Beliğ'in edebiyatımızda varlığı bilinen iki ünlü eseri vardır. Bunlardan birisi Nuhbetü'l-Âsâr lî Zeyl-i Zübdetü'l-Eş'âr'dır. Eser bir şuara tezkiresidir. Beliğ, Kaf-zâde Faizi'nin Zübdetü'l-Eş'âr adlı tezkiresine ek olarak yazdığı bu biyografik eserde kendi dönemine kadar gelmiş şairlerin biyografilerini verir. Bu eser Bursa tarihi diye de bilinir. Beliğ Bursalı olduğu için bu eserinde Bursa'nm yetişmiş bilgin ve şairlerinden söz eder. İsmail Beliğ'in bu eseri kaynak belirtmesi, hatta kaynaklan eleştirmesi bakımından önemlidir. Beliğ'in diğer bir eseri de Bursa Şehr-engîzidir. Ayrıca kaynaklar Dîvân'ından ve Seb'a-i Seyyare adlı eseri ile Gül-i Sad Berg adlı eserinin varlığından söz ederler. Sözü edilen eserlerden Dîvân ile Seb 'a-i Seyyare elde bulunmamaktadır.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.



İzzet Ali Paşa

18. yüzyılın ilk yansında özellikle Lâle Devri'nde yaşamış dönemin tanınmış şairlerindendir. İstanbulludur. Şairliğinden başka hattatlığı da vardır. İbrahim Paşa devrinde Nedim'den sonra dönemin zevk ve neşesini şiirlerinde başarıyla yansıtan en önemli şair İzzet Ali Paşa'dır. Nedîm ile çok yakın arkadaşlığı olduğu bilinir. Nedim'e yazdığı Nigâr-nâme adlı mektupla, Nigâr-nâme'ye karşılık olarak Nedim'in espiri yollu verdiği cevap Nedîm Dîvânı içerisinde yer alır. İzzet Ali Paşa Nedîm tarzında yazan şairlerin başında gelir ve onun en güçlü izleyicisidir. Nedim'in gazellerine nazireler yazdığı bilinir.

Eserleri: Dîvân, Nigâr-nâme.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.



Şeyh Galib

Asıl adı Mehmed olan Şeyh Galip, 1757 yılında, İstanbul'da doğmuştur. Hümayûn kâtiplerinden şair Mustafa Reşid Efendi babası, Emine Hatun ise annesidir. Daha çok küçük yaşlarda büyük bir kabiliyet ve başarı gösteren şair, ilköğrenimini babasından görmüş, daha sonraları dönemin ünlü şairlerinden Farsça'nın inceliklerini öğrenmiştir. Ailesinin etkisiyle Mevlâna Dergâhı'nda (Konya) çileye girdi, sonra yine ailesinin etkisiyle çilesini tamamlayamadan İstanbul'a geri döndü. İstanbul'a döndüğünde Yenikapı Mevlevihanesi'nde çilesini tamamlamıştır. Daha sonra, 1791'de Galata Mevlevihanesi Şeyhliği yapmıştır. Ansızın, 3 Ocak 1799'da, İstanbul'da ölmüştür; ölümünün nedeni bilinmemektedir.

Çok genç bir yaşta divan sahibi olan Şeyh Galip, hiç kuşkusuz Nedim 'den sonraki dönemin en önemli şairlerindendir. Sembolizm benzeri bir tarzın Türk edebiyatındaki öncüsü olmuş, bir çok buluşu ve yarattığı manzumlarla divan edebiyatının gelişmesinde büyük bir rol oynamış olmasına rağmen divan şiirinin geleneklerinden de kopmamıştır. Bugün Şeyh Galip'in şiirleri gösterdiği harika sembolizm ve betimlemelerle özellikle Batıda fazlasıyla beğeni toplamaktadır.
Hüsn ü Aşk (Güzellik ve Aşk) Şeyh Galip'in (1757-1799) başyapıtıdır. 2101 beyittir. Aruzun "mefulü-mefailün-feülün" kalıbı ile kaleme alınmıştır. Son dönem divan edebiyatının en güzel örneklerinden biri olmasının yanı sıra, tasavvufi alt yapısı ve sembolizmi ile genel olarak edebiyat ve spiritualizm açısından çok önemli bir eserdir. Eserin kahramanları güzellik (hüsn) ve güzelliğe yönelişin sonucu olan aşk'tır. Eserin her bir satırında tasavvufi simgeler bulmaktayız, kişi isimlerinden, yer isimlerine ve benzetmelere kadar. Sebk-i Hindî (Hint üslûbu) ile kaleme alınmış olan bu büyük eser, doğu edebiyatının zirvelerinden birisi olmuş ve bir çok dile çevrilmiştir, bugün hâlâ yeni baskıları yapılmaktadır.

Bu mesaj moonlight tarafından düzenlendi (23-07-2010 07:31 GMT+2 saat, ago)
__________________
Gender_Bay Çevirimiçi durumu